|
Zümrüt Radau, on ikinci kişisel sergisini açıyor ve bu sergisinde izleyiciyi yaklaşık yirmi yıllık sanat üretiminin izlerini keşfetmeye davet ediyor. Bu davetin izinden giderek öncelikle Radau'nun sanatının neler üzerine inşa edildiğine bakmak gerek ki, burada karşımıza iki ana kavram çıkıyor: Zaman ve mekân.
Zümrüt Radau'nun resimlerinde bir tarih duygusu ya da tarih bilinci yer alıyor. Ancak Hüsamettin Koçan'ın da belirttiği gibi, bu bir kuşatmadan ziyade bir anımsatma olarak kendini gösteriyor. Koçan'a göre, bunun nedeni, Radau'nun kullandığı yöntemin, tarih bilgilerinin onaylanması yerine, geçmişle bugün arasında bağlar kurmaya yönelmesi. Zira Radau'nun yaptığı geçmişin belleğini şimdiki zamanla kesiştirmek. Bu kesiştirme, Radau'nun tuvallerinde genellikle tuvalleri çerçevelere bölmek şeklinde karşımıza çıkıyor; tuvalleri çerçevelere bölmek, Radau için bir anlamda zaman ve mekân katmanlarını geçmişin süzgecinden geçirip bugüne, içinde bulunduğumuz zamana taşımaya yarayan bir araç.
Hüsamettin Koçan, Radau'nun 1999 yılındaki sergisinin katalog yazısında Radau'nun sanatı için şöyle bir saptama yapıyor; Radau'nun resminde birbirine zıt iki elemanın varlığından söz ediyordu: İzleyiciye öykü aralığı açan figür ve mekân rolünü üstlenen parseller. Kaynak ve inşa sistemleri açısından ayrı noktalara yönelen bu iki öğenin buluştuğu ortak nokta ise, bunların sadece anıştırmaya yönelik olmalarıydı. Koçan, Radau'nun figürle geçmişe; mekânla şimdiki zamana yöneldiğini; anıştırmaya olanak tanıyanın zaman faktörü ve figüre yöneltilen veya figürden dışa doğru fışkıran renkli ve dinamik müdahale olduğunu dile getiriyordu. Koçan'a göre, Radau'nun hikâye anlatmak gibi bir kaygısı olmasa da, resimlerini zaman kavramı temeli üzerine oturtması, onun öykülere kapı aralamasına neden oluyordu.
Bu saptamalar, Radau'nun sanatının bir özeti niteliğinde adeta. Radau'nun sanatının temelini oluşturan iki ana kavram, zaman ve mekân kavramları ve Radau'nun kullandığı teknikler de bu kavramların dile gelmesini sağlayan yardımcı öğeler niteliğinde.
Zümrüt Radau'nun önceki sergilerinden yola çıkarak zaman ve mekân kavramlarının sanatında nasıl bir rol oynadığına bakacak olursak, ilk olarak 1997 yılında İstanbul Atatürk Kültür Merkezi'nde açtığı “Alıntılar” sergisini anmamız gerekiyor. Radau, bu sergisinde etkilendiği sanatçılara bir “Hommage” sunmuştu. Bilindiği gibi “Hommage”, sanat tarihinde büyük öneme sahip bir olgu. Raffaello'dan Manet'ye Manet'den günümüze uzanan bir çizgisi söz konusu, “hommage”ın. Radau da, seçtiği sanatçıların görsel dillerinden, tuvallerinden yola çıkarak kendi dil varlığını ortaya koyuyor. Bu sırada yararlandığı temel de arkeolojinin ana öğelerinden biri: höyüklerden. Höyükler, Radau'nun zaman ve mekân kavramlarının somutlaşmasına olanak tanıyor. Adeta höyükler içinden keşfedilen bu arkeolojik malzemeler, Radau'nun tuvallerinde höyüklerin açılmasıyla birlikte gün yüzüne çıkıyor ve bugünün zamanına taşınıyor.
Radau, höyüklerini şöyle bir teknikle meydana getiriyor: Tuval üzerine yerleştirdiği aşağı yukarı beş santimetrelik straforlar sayesinde katmanlar oluşturuyor ve bu katmanları havya ile delerek höyüklerini yüzeye yerleştiriyor. Havya ile delinen höyükler, bugünün zamanı ile dünün dünyasını biraraya getiriyor. Zira Radau, bir anlamda kazı yaparak, bir arkeolog gibi çalışarak bu höyüklerden sanat dünyasının usta isimlerini çıkarıyor: Matisse, Yves Klein, Christo, Boltanski, Luico Fontana, Gilbert and George ve daha niceleri...
Zümrüt Radau'nun “ustalara saygı” geçidi, bir anlamda, Radau üzerinde iz bırakan sanatçıların ve bu etkilerin ölçülerinin de saptanması demek. Kendi seçtiği ve özümsediği sanatçıları zaman ve mekân süzgecinden geçirerek günümüze taşıyor, Radau. Kuşkusuz bu, Radau'nun başka sanatçıların dünyasında gezinirken ona sirayet edenleri de gözler önüne sermesine yarıyor.
Radau, geçtiğimiz yıllarda sanatında yeni bir döneme girmiş; Radau'nun höyüklerinin yanına bir de “lale”ler eklenmişti, “Lale ve Matisse Çiçekleri” adlı sergisinde. Radau'nun iç dünyasının dış dünyaya açılımıydı bu laleler ve Radau'nun sanatında o zamana kadar bilinçli olarak geri plana ittiği bir başka olgu da devreye giriyordu: Renk. Zümrüt Radau'nun “Lale Devri” resimleri, aslında “Alıntılar”da da olduğu gibi, yine zaman katmanları arasında bir arayış üzerine temellenmişti ancak “Lale Devri”ni “Alıntılar”dan ayıran, bu arayışın bu kez çok daha kişisel olması, sanatçının kendi yaşamından, iç dünyasından izler taşımasıydı. Bu resimlerde lale, Radau'nun içselleştirdiği bir motif olarak farklı renklere ve biçimlere bürünerek karşımıza çıkıyordu ve Ahu Antmen, bu lalelerin temsili bir imge olmaktan öte, malzemeyi içselleştiren ve resimsel çerçevenin sınırlarını aşan birer “nesne-yapıt”ın çıkış noktası olduğunu dile getiriyordu. Radau, “Lale Devri” resimlerinde mekân açısından farklı bir arayışa girdiğini de göstermekteydi: Burada da zaman katmanları olarak düşündüğü “höyük”lerinden vazgeçmiyordu ancak resimsel mekânı daha bütüncül kılıyordu.
|