|
Yorgo Seferis, Yunanistan’ın ünlü şairi Konstantinos Kavafis hakkında şöyle bir bilgi aktarır: “Gregory Naziensen’in kitabını bulamadığım için iki şiirim kazaya uğradı ” demişti Kavafis dostlarına. Gerçekten de Kavafis’in birçok şiiri, varlıklarını tarihsel metinlere borçludur. Bu yüzden onun bir takım basit tarih kitaplarından aktardığı bilgilerle yazdığı şiirler, birçok eleştirmenin tepkisini çekmiştir. Örneğin Kavafis üzerine hayli fazla yorumu bulunan Timos Melanos, onu asla bir iyi şair olarak kabul etmemişti: Kavafis şiirinde başka yerden alınmış cümleler, hattâ eski metinlerden çevrilmemiş uzun alıntılar kullanarak bir şairden çok bilimsel denmeler yazan bir insan gibi davranıyor. Hattâ Melanos daha da ileri gitmiş ve bir 10. yüzyıl sözlüğü olan Suidas’tan seçtiği kimi cümleleri Kavafis’in şiirleri ile karşılaştırıp, onu alaya almaktan da geri durmamıştı. Kavafis’e karşı aynı alaycı tavrı Petros Valastos da göstermişti. O da bu şiirler için “heykelleri olmayan heykel kaideleri” diyordu. Bu eleştirilerin ve alaycı tavırların tek bir nedeni vardı; o da, Kavafis’in sürekli biçimde alıntılar ile yazmasıydı. O alıntılar ise şairin duygusal yanını gizliyor, kendine dair yaratması gereken imgeleri şiirden dışarı atıyor ve bir üslup inşasına karşı kayıtsız kalıyordu. İmgesiz şiirler... Valastos’un dediği gibi: “Heykelsiz heykel kaideleri”... Ya da Melastos’un dediği gibi: Birer sözlük maddesi... Oysa Yorgo Seferis, Kavafis’e daha farklı bakıyordu. O da, her ne kadar “Kavafis’in şiiri niçin bu kadar kuru?” diye bir soru öne sürmüşse de, bu soruya yine kendisinin hazırladığı yanıtlar ilginçti: Seferis’e göre, bu şiirler duyguları dışa vurmaktan, o duygulardan bir şeyler issettirmekten ya da lirik bir takım sesler yayabilmekten uzaktı. Üstelik düzyazıya da yakın duruyordu: Kuşkusuz Kavafis, şiirin düz yazıya soyunmak için soyunduğu sınırda durur. Kimse daha ileri gidememiştir bu doğrultuda. Kavafis benim bildiğim en
şiirsele-karşı (ya da şiirsel-dışı) şairdir. Ama Seferis, bir şiirin ille de estetik imgelerden oluşmasının bir gereklilik olmadığını da ekler, bu cümlelerin ardından... Eğer estetik imgenin bir gereklilik olduğu düşüncesine takılıp kalacaksak, bu durumda Kavafis’in şiire ihanet ettiğini söyleyebiliriz. Oysa bu mutlak değildir; önemli olan, şiir alıntılardan bile ibaret olsa, o alıntıların kimi duyguları harekete geçirebilecek “nesnel karşılıklar” yaratabilmesidir. Nedir bu “nesnel karşılıklar”? Ya da o “nesnel karşılıklar” nelerin yerine ikame edilmişlerdir? Bunun yanıtını ise Eliot vermiştir. Eliot’a göre, kendi çağdaşları olan şairlerle Elizabeth Çağı şairleri arasında bir ayrılık bulunmuyordu ve kişisel yaşantıları ile eski şairlerin kitaplarından edindikleri bilgiler örtüşüyordu. Bir anlamda, gündelik yaşantı ile kazanılmış düşüncenin de örtüşmesi demektir bu... Ve başka bir anlamda, gündelik duyguların eski metinlerle örtüştürülmesi...
Tüm bu anlatılanlar, bir sanatçının duygularını ortaya koyabilmesi adına, bir olaya ya da bir konumlar örgüsüne yönelmesine işaret ediyor. Aynen Seferis’in tanımladığı biçimde: ...bir tüfeğin nişangâhı gibi; öyle ki, duyularla böylece nişan alındığı zaman, o belirli heyecana nişan alınmış olsun. Sözgelimi, Odysseia’daki, İlâhi Komedya’daki ya da Antonius ile Kleopatra’daki olaylar çatısı (bununla sadece olaylar dizisini değil, daha çok, bu eserlerdeki kişilerin ruhsal durumlarını ve davranış nedenlerini belirtmek istiyorum), Homeros’un Dante’nin ya da Shakespeare’in dile getirmek istedikleri belirli heyecanın “nesnel karçılıkları”dır. Bu bakımdan, nesnel karşılık şaşmayan bir ölçüdür.
Şimdi sözü Mustafa Pancar’ın resimlerine getirelim. Pancar’ın resimlerine giren öğelerin de, bir tüfeğin nişangahındaki imajlar olduğundan şüphe yoktur. Onun resimlerinde, ilk sergisinden bu yana sürekli olarak alıntılarla karşılaşırız. Bunlar gazete haberlerinin yanına yerleştirilmiş fotoğraflar, bir müzede sergilenmiş halılar, günü geçmiş dergilerden ve mecmualardan kesilmiş resimler, eski öğrenci ödevleri vs’dir... Bunlar Pancar’a, eski bir duygunun karşılığını bugünün yaşamında aramasına yardım ederler. Aslında bu yapılan iş eski malzemelere yeni anlamlar yükleyerek, bugünün resmine monte etmek değil, o malzemelerin duygusunu aynen yansıtmaktır. Eliot’un dediği gibi: Gündelik yaşama ulaşmış o eski bilgilerin, ansızın örtüşmesi... Bu tip bir resim yapma süreci Pancar’ı giderek, bir şairin düzyazıya yönelmesi gibi (ya da şiir ile düzyazı arasında bir denge kurması gibi) bir karara zorluyor. O halde resimlerin imgelerden yavaşça soyunduğu, lirizmin ağır havasından uzaklaştığı, estetik tutkulardan vazgeçtiği ve süslerden arındığı bir süreçtir bu. Fakat şu konuyu özellikle belirtmek gerekir: Pancar’ın alıntılara başvurması, o alıntıların doğduğu yıllara bir geri dönüş değildir; ne bir romantizm, ne de bir nostalji özlemidir. Şimdiki zamanın düşüncesi içinde, şimdiki zamanı duygularıyla çakışabilecek; hattâ şimdiki zamanda doğrudan ikame edilebilecek bazı alıntılardır bunlar. Sözgelimi Kavafis de yaşadığı dönemi anlatmaya çalışırken, tam da kendi döneminin koşullarının kendisinde yarattığı düşüncelere ve duygulara tekabül edebilecek olaylara yöneliyor ve tarih kitaplarına bu yüzden başvuruyordu. Seferis, Kavafis’in şiirini aynen bu biçimde yorumlar... Bir bakıma Kavafis, tarih kayıtlarına geçmiş olaylardan ve konumlar örgüsünden bir “kalıp” yaratıyor ve şimdiki zaman› onunla örtüştürüyordu (Seferis, Kavafis’in 1922’de Anadolu’daki “Helen faciası”nı anlatabilmek için, bol bol eski alıntılara yöneldiğini belirtmiştir). Pancar’ın bu sergide seçtiği alıntıları izlerken, onun aslında (neredeyse) tüm ressamlık yaşamı boyunca çokça başvurduğu bir yönteme, bir kez daha tanık oluyoruz: Alıntılardan, şimdiki zamana tekabül edebilecek bir “kalıp” yaratmak... O alıntılardaki tüm olaylar dizisini ve o olaylara dahil olan kişilerin ruhsal durumlarını, bugünün “nesnel karşılıkları” olarak sunmak... Pancar’ın şimdiki zamanda dile getirmek istediği heyecanı, bu alıntıların tam da kendilerinde aramak, hiç yanlış bir yaklaşım olmayacaktır.
Emre Zeytinoğlu
|