Sanat PlatformuDüzensiz Düzenlilik
Düzensiz Düzenlilik

DÜZENSİZ DÜZENLİLİK (*)

‘Gösterilen krizi’ deyimi, bugün için “zamanın ruhu” denilen bir durumu da imlemekteyse eğer, Adem Genç’in kurduğu dilin, öncelikle bir meşruiyet sıkıntısı yok demektir. 1980 yılından bu yana kesintisiz ve spesifik bir biçimde tam da böyle bir sorunla ilgilidir çünkü Genç. Spesifiktir ilgisi; çünkü, açıktan açığa modernliği hayli spekülatif biçimde “mevcudiyet metafiziğine”  eklemleyen modernist anlayışa saldırmaktadır; kendine yeterli bütünlüğe ve o bütünü kuran öğelerin arasındaki ilişkinin nedensel olduğuna. Kuşkusuz ilk elde, biçimle ifade (gösteren/gösterilen) arasındaki özdeşliğin kuramsal bir dayatmadan ibaret olduğunu deşifre etmekte yükümlü olan böyle bir sorgulamanın, disiplinler/metinler arası bir konumda direnç bulması; metinden bağlama kayması kaçınılmazdır. Sözün sıfır noktası olmayacağına göre, bağlam da bizatihi tarihseldir ve ancak verili olanı sorunsallaştırabildiği oranda tarihe eklemlenebilir. Ressamın bilinç düzeyi çok önemli bir noktada; çünkü, bağlam ezberden geliyor da olabilir. Genç’in, bugünün ressamına,  dolayısıyla da kendine biçtiği ‘zorunlu’ rol bu bakımdan anlamlıdır: ‘kavram ressamlığı’.** Kavram resmedilemeyeceğine, resim de sözcüklerle konuşamayacağına göre, ne demeye gelir bu söz? Öyle ya, ressam ’konuşur’ biliyoruz,  kavram üretmek değil onun işi. Niyetini söyler ressam, ne yaptığını değil, ne yapmaya yeltendiğini. Sorabiliriz o halde: Neye niyet etmiş olabilir “kavram ressamı”?  Ressam için olanaksız olan nasıl oluyor da onun varlık durumunun zorunlu koşulu haline gelebiliyor?

Ressam, resmeden kişi; bakar ve kaydeder, tarihin sıraladığı rol değişimlerinde, ressamca eylemenin doğallık temelidir bu durum. Resim, modern döneme kadar aşkın ya da duyusal gerçekliği “tasvir” eder, temelde. Arkaik çağlarda mitsel, dinsel toplumlarda sembolik, akıl çağlarındaysa imgesel düzeyde; dolaylı ya da doğrudan, öykünmek istemiştir ressam. Modernliğin, lineer tarih anlayışı açısından empresyonizm bu gelişmenin mantıksal son aşamasını oluşturur,  bu yüzden, resmin öz-göndergesel gerçekliğine tarihi sonlandırıcı bir mutlaklık atfetmiştir modernistler. Modernizm, natüralizmi tahtından etmiş ve kendini olası tüm açılımlarında tüketmişken nasıl sakınabilir yinelemekten? Resim temsile indirgenemez, kabul, ama temsile tümden kapanmış da olamaz. Biçimin, rengin, imgenin kendilik değeri hayaldir son çözümde; daima kavramsal bir mevcudiyete yarılır o kendilikler. Evet, ne yapacaktır bu eşikte ressam, temsilin de, saf dışavurumun da kendi üstüne kapanan bir bütünlük kurmasının olanaksız olduğu bunca ortadayken ve tarihin, değişkenleriyle olduğu kadar yinelemeleriyle de kuşattığı bir durumda, nasıl seçilir kılacaktır çabasını?

Kavram ressamlığı demek ki, bugünün ressamının böyle bir sorunla yüzleşmek zorunda olduğunu duyurmak içindir önce. Kastettiğiyse şuna yakın bir şey olmalı: Saf dışavurum çağı kapanmıştır, tuvalin hâlâ daha bir şeyler söylemesi, ressamın, ressamca olmayan bir konuma da çekilmiş olmasıyla mümkündür. Peki, mümkün mü bu? Ressamın tarihte üstlendiği roller açısından elbette, hayır. Ne ikon ressamı, ne nakkaş, imgenin şahsiliğinde diretebilirlerdi. İmge, onların dilinde, ebedi olanı gösterir biçimde soyutlanmalıydı ve tam bu ‘anlaşmalı’ niteliğinden ötürü, gösterge gibi iş görmüştür. Natüralist sanatçıysa gerçekliği görünüşte sınırlar, bu yüzden imge, aslının benzeridir ona göre. Birinciler soyutlama diğeriyse empati yoluyla vahy’ etmektedirler bir bakıma, o kadar ki, resimle, resme bakan göz arasında iş gören varlıklarını unutturmalıdırlar. Modernistler, temsilin gücüne duyulan bu mutlak inancı yerinden ettiler, ama en az hasımlarınınki kadar dogmatik bir inanca yaslanarak: Yapıt, kendine yeterli ve kendiyle dolu bir bütünlüktür. Yapıtın gerçekliği böylece genel gerçekliğin yerine ikâme ediliyor, onu yapan kişi de ‘hikmetinden sual olunmaz’ bir konumda, ‘suskunluğa’ gömülüyordu.  Fakat artık biliyoruz, temelli biçimde rol değiştirmiş olmuyordu böylece,‘yalvaçlıktan,  yaratıcılığa’ terfi etmiş oluyordu, hepsi bu. (Modern sanatçı-özne, kült bir figürdür.) Biliyoruz ki, ne bir gerçeklik aktarıcısıdır sanatçı, ne de gerçeklikten ayrı bir gerçekliği (salt resimsel olanı) hiçten var edebilir. Unutturmak, bastırmak istemiş olsa da, bir yorumcudur o. Daima ‘aradadır’ ressam; renk ve imge seçimiyle, fırça sürüşüyle, tonlamaları hesap dışı patlamasıyla vahyi kesintiye uğratmaktadır. Ya da pergelle çizip fırça izini görünmez kılacak biçimde boyadığında bile, renk ve biçim duyumuyla yapıtının bağrına bir yoksunluk olarak geri dönmekte ve onun kendisiyle doluluğunu yarıp durmaktadır. Kavram ressamlığı bu kaçınılmaz durumu aşmaya değil, onaylamaya yönelmiş olmalıdır; çünkü, ancak bu koşulda bir olanağa dönüşebilir o.  Kavramları resmetmekten söz etmiyor demek ki Genç, resmin bir de,  kavramsal bir mevcudiyeti olduğunu ‘görünür’ kılmaktan söz etmekte. Duyumsanır, sezilir değil, görünür kılmak, fark yaratacak olan budur. Resim, ne olduğuyla ne olmadığını tek hamlede öne sürecek biçimde; çifte kodlanmışsa, tarihsel arka planına farklı bir düzen verebilir.

Yaptığı da, tastamam bu. Hem biçimsel düzeneğin mantığından, hem, ad olmayı  fazlasıyla aşan, adlar üzerinden, çifte kodlanmıştır Genç’in resimleri. Ressam, hem resminin ‘içinde’, hem ‘dışında’ bir yoksunluk olarak konumlanmış durumdadır. Temsili olanla, olmayanın varlığını hem onaylar, hem onları birbirine çözündüren bir dışsallığa yaslanmıştır. Her iki yakadan durmaksızın, bir dizi kinayeli müdahaleyle araya girerek, resminin dediğini kesintiye uğratmaktadır. Bunun sonucunda da bütünlük, ancak, kökensel bir yarılmada bulmakta karşılığını; öğelerinin zamansal birliğinde. (…)
-----------------------------------

(*)  Bu yazı,  yazarın, aynı adı taşıyan ve henüz yayımlanmamış yazısından alıntıdır.

(**)  ”…taklit etmek yerine kavram ressamlığına yönelmek bence kaçınılmaz bir
zorunluluktur. “ A.Genç’le Röportaj; Bkz. Ahmet Oktay, Adem Genç / Post-Dada ve Pop Sürecinde Yeni Soyut Açılımlar, B.S.Galerisi Yayınları, İstanbul 2004.

Yalçın Sadak

Yorum yaz :
İsim : E-mail :
Yorumunuz :
Gönder