|
| Sanat Platformu | | Gülgün Başarır'la Röportaj |
|
|
|
|
|
Gülgün Başarır ile Röportaj
|
“ARTZAMAN” VE “ANLAM” İLİŞKİSİ YÖNÜNDE GÜLGÜN BAŞARIR İMGELERİ
“Mekan algısı enteletüalist anlaşılmazlıkların ayrıcalıklı bir yeridir: Örneğin bir nesnenin uzaklığı, görünür büyüklük ya da retinal imgeler arası fark gibi göstergelere dayanan ve bunlardan nesneye dokunmak için atmamız gereken adım sayısını çıkaran anlık bir yapıya bağlanır. Mekan artık görmenin değil düşüncenin nesnesidir.”
Maurice Merleau-Ponty
20.yy’ın varoluşçu felsefecilerinden Maurice Merleau-Ponty görüngübilimsel (fenemonoloji) yaklaşımıyla insanın kendisini bir deneyim alanı olarak kavrar ve bu yaklaşımı temel alarak, “algı” ile “nesne” arasındaki diyaloğa dikkat çeker. Ayrıca düşünür, “us” ile “duyu”nun özüyle ilişkiye girmeyi bu diyoloğun bir parçası olarak görür. Bu diyalog Gülgün Başarır’ın yapıtlarının çıkış noktasını oluşturmaktadır. Çünkü sanatçı mekanlarla jestleşerek, nesnenin iz düşümü noktasında “us” ile “duyu”un birleştiği özgün bir “anlam” yaratma peşindedir. Görüngü ile sanatçının fenomeni arasındaki ilişkide önemli bir unsur oluşturan “mekan” artık düşüncenin bir parçasıdır ve “anlam” yaratma kaygısı noktasında hem psişik bir nitelik hem de görsel bir eğilim olarak dikkat çekmektedir. Bu eğilim sanatçının algısal tavrının “kendi” olma eğilimi noktasında oldukça öznel bir yaklaşım gösterir. Çünkü mekanlar “kendi”leşen bir tercih ve bu tercih içerisinde imgeler görselleşirken; “anlam” ilişkisi açısından da önemli bir unsur oluşturmaktadır.
Sanatçının priori olarak resimlerinin çıkış noktası, kavram-pentür, zaman-geçmiş, ben- öteki, us-duyusal, derinlik – yüzey noktasında nitelikler gösterir. Aslında bu kavramları birleştirdiğimizde ontolojik bir bakış açısı ortaya çıkmaktadır. Çünkü “olumsallık” içeren geçmiş veya gelecek arasında yer alan ayak izleri, asfalt izleri, yaşanmışlığın kadrajları, “an” noktasında geçmişe ve\veya yaşanacaklarla ilişkilidir. Bu anlamda da insanoğlunun var-oluş problematiği açısından bir anlam yüklenerek, “yaşam”, “son”, “gelecek” kavramlarına gönderme yapar. Perspektif içerisinde bazen yüzeysel bir yapıda görselleşen “nesnel algı” sanatçının iç görüsü noktasında bir netlik gösterir ve bu iç görü imgelerle paylaşılır. Bu imgeler sanatı yaşama dahil eder ve sanatta tekrar yaşama katılır. Sanatçının kendisi de bu noktada üretilen eserin yaşamla bağlantılı olması noktasında hassasiyet göstermektedir.
Gülgün Başarır’ın yapıtlarında dikkatimizi çeken diğer kavram “zaman” olgusudur ve bu kavram, içkin bir şekilde sanatçının derinliği ile ilişkilendirilebilir. Bu olgu görünmeyen kişilikler veya nesneler boyutunda Ferdinand de Saussure’nin bir araştırma yaklaşımı olarak geliştirdiği “art zaman”lılık açısından bir benzeşim yaratır. Yani, tarihsel bir geçmiş veya varlığın sonluğunu simgelediği bir iç derinliğin yansımasına gönderme yapmaktadır. Bu noktada da “zaman”, sanatçının resimlerinde ki siyah –beyaz- gri tonlarda yansıttığı kompozisyonlarında, tekrar “anlam” kaygısı yönünde görselleşir. Çünkü “anlam” artzaman’lık da saklı olan o süreçte yer alır ve yaşanmışlıklar veya yaşanacaklarla veya yok-oluş ile ilişkilidir. O yüzden de Başarır’ın yapıtlarında ki “duyu” ile “us”u birleştiren bir anlam kavgası oldukça öznel bir noktada birleşir.
Renk de bu düşünsel boyut içerisinde artzamanlılığı destekler ve rengi subjektif olmasının yanı sıra akıl ile desteklenen kavram boyutuna taşır. Çünkü renk bir nitelik olarak düşünsel bir boyut kazanmıştır. Sanatçının nesnel bir açıdan aldığı yaşanmış izler, imgesel açıdan göndergesel “anlam”lar yüklüdür. “Kavram” bunların yanı sıra yakın kadraja alınmış alanların yaşanıp bitmişliğin anı’larda kalan renksiz görüntülerini sunmaktadır. Sanatçı aslında renksiz “renk” kullanımıyla plastik yapıda renge yeni bir anlam daha katmış olur. Renk azaldıkça“kavram” daha da güçlenmekte ve gerçeklik daha da artmaktadır. Siyah-beyaz–gri ve kahve tonlarının kullanılması trajik gerçekliği fazlalaştırırken; zamandan bir olay örgüsünü bize anı’sal bir yansımaya dönüşür.
Bu yapıtlar, Emmanuel Levinas’ın “Zaman ve Başka” da geliştirdiği görünmezle olan ilişkisinde ben’in yerine “öteki”ni koyduğu bakış açısını aklımıza getirir. Fakat Levinas’ta “ben” öznel değildir. Halbuki sanatçının yapıtlarında ki renk soyutlaması ve pentür değerler zaman kavramını öznelleştirmektedir. Bu ilişkiyi Husserl ve Ponty’nin “öteki” olarak nitelediği görüngübilimsel anlamıyla ben’in yaşadıklarını anlamlaştırma ve bilinç’in ben’in oluşumundaki yaklaşımı açısından daha yakın bulabiliriz. Gülgün Başarır’ın fenomenleri yaşanmışlık ile bu sanatçının kendisi olabilir ve ya olmayabilir, “ben” olanı toplumsal olana yaymaktadır. Ayrıca ben ile beraber biz’de söz konusudur. Çünkü toplumsal mekanlar kendisinin çıkış noktası yönünde bilgiler verir. Böylece toplumunda “zaman”ın bir temsilini oluşturduğu vurgusu açığa çıkmaktadır. Sanatçı hakikate kattığı renk olgusu ile salt hakikat olmadığı gerçekliğini “algı” ile “duyu” arasındaki o özel yerden konuşarak anlatır. Bu diyalog benzer yaşantıların getirdikleri ile sanatçının öznel algısı ile yani “ben” ve “öteki” arasındaki ilişkiyi ön plana çekerken, zaman olgusunun yarattığı “nesnel rastlantılar”da açığa çıkmaktadır.
Bir yandan sanatçı öznel ben’i yaşarken toplum içerisinde art zamanlık içerisinde gelişen kendisinin de paylaştığı bir toplum imgesi sunar. Görüngüler de bu anlamda gerçekliği sunan ve birçok insanın yaşantısını temsil eden bir bütünlük sunar. O yüzden sanatçının fenomenleri ben’i ile mekanlar arasında kurduğu yansıtmacı bir görüngü kazanır.
Tuval yüzeyi plastik açıdan kavramsallaşan bir estetik içerisinde pentür ve spatül dokusuyla kişisel bir yaklaşım ile biçimlenir. Derinlik ile birlikte derinliğin olabildiğince azaldığı soyutlanan dokusal yüzeylere dönüşen alanlar, zengin pentür etkisi yaratırlar. Derinlik nesnel derinliğin ötesinde kendi içinde okunan bir espasa kavuşur. Beyaz’ın güçlü etkisi pentür yoğunluğu ile çok öznel anlatım biçimine dönüşürken; beyaz renk kar imgesi yaratmakla beraber tek başına bir değer olarak dikkat çeker. Ayrıca beyaz rengin anlatım değeri kontrastlık yaratan bir denge unsuru oluşturmaktadır.
Gülgün Başarır, öznelci boyutta “duygu”sal bir itkiyle “anlam” açısından birleşirken, nesnelci yönüyle düşünsel bir yapı dinamiği sunar. Bu yapı içerisinde de nenselleşmiş öznel olarak günümüzü yansıtır. Resimlere baktığımızda geçmiş ile gelecek arasındaki ilişkide günümüzü yakalamamız yapıtların evrenselliği açısından önemli bir nitelik gösterir.
Meltem Söylemez
MERLEAU-PONTY,Maurice; “Algının Öncelliği”,Çev: Yusuf Yıldırım, Kabalcı yayınevi, İstanbul, s.27
|
|
|
|
|
|
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|