Sanat PlatformuSerkan Yüksel`le Röportaj

SERKAN YÜKSEL-DUYUMSAMALAR
“Taşın Söylediklerini Dinlemek”


Doksanlı yılların ilk yarısında, Trakya’nın tam ortasında küçük bir kasaba olan Lüleburgaz’da çıkmaya başladı Rock Reaction. Birkaç heavy metalci genç biriktirdikleri paraları, haftalıklarını ve zamanlarını tamamen dergiye ayırmaya başlamışlardı. Tüm bu çabalara rağmen Rock Reaction kısa zaman sonra kapandı, ama dergi onlar için başka bir dünyanın kapılarını açmıştı. Hepsi için bir dönüm noktası oldu… Aradan yıllar geçse, artık eskisi kadar sıkı birer heavy metal dinleyicisi olmasalar da Rock Reaction’ın gösterdiği yolu izlemeye devam ediyorlar… Dergiyi hazırlayan, tüm sayfaları desenleriyle süsleyen Serkan Yüksel, uzun zamandır sanat dünyasının içinde bir isim, karma sergilerde, birçok heykel sempozyumu ve çeşitli sanat çalışmalarında imzasını görmek mümkün. Serkan Yüksel’in uzun zamandır üzerinde çalıştığı Duyumsamalar adlı sergisi bugün Kare Sanat Galerisinde açıldı. 17 ocak tarihine kadar devam edecek olan sergide Serkan Yüksel’in görsel algının sınırlarını genişleterek duyular ve özellikle duyma eylemi üzerine akıl yürütüyor.

Serkan Yüksel’in ilk heykel sergisi Duyumsamalar, ama ilk kişisel sergisi değil, Yüksel daha önce Monologlar ve Diyaloglar başlığı altında desenlerini sanatseverlerle buluşturmuştu…

“Her ne kadar heykeltıraş olsam da kafamı boşaltabilmek, farklı konulara yoğunlaşabilmek adına resimler de yapıyorum, desenler de, heykel taslakları da çiziyorum. Bunlar da benim için birer desen tabii ki. Ankara’da açtığım o ilk sergi bir anlamda resimsel tatlar barındıran bir desen sergisiydi. Renkli işler; ama ben onlara desen demeyi tercih ettim. Çünkü desen benim hayatımda önemli bir yer teşkil etti. Resim taslakları ya da resim alt yapısını barındıran bir desen sergisi oldu. Bunun akabinde çalışmaya devam ettim. Hayatımdaki önem sırasına göre heykel tabii ki çok önemli. Heykel benim için tamamen bir tasarım. Onu ben baştan aşağı düşünüyorum. Bu yüzden resimden daha zor…”

İki farklı disiplin ve bunları birbirinden ayırmıyor Serkan Yüksel, kolayca bir diğerine geçip kendini öyle ifade etmeyi seçiyor, farklı düşünceleri, farklı şekillerde, hatta sanatsal disiplini bile değiştirmeyi seçerek anlatıyor, ama bir heykel yapmanın hepsinden başka bir şey olduğunu söylüyor…

“Taşının rengini düşünüyorum, desenlerini çiziyorum, sonunda geldiği noktayı düşünüyorum, en az üç açısını düşünüyorum. Ve sonra yapıyorum. Resimde böyle bir şey yok. Önünüzde düz bir yüzey var, bunu hareketlendirebilirsiniz ama ne olursa olsun düz bir yüzey. Orada kendimi bağımsız hissediyorum. Ama mümkün mertebe özgür hissettiğime inanıyorum. Kendi kafama göre hareket ediyorum, ama heykelde böyle değil. Heykelde benim bakış açıma göre durumlar var. Bunu göz ardı edemem. Mesela bir kütle çalışıyoruz. Kütleye bakış açısı önemli ona göre işler üretmeliyim. Metal bir malzemeyle çalışacaksam boşluğu önemsemeliyim. Malzemem taşsa konseptim ona göre olmalı. Taş taşlığını hissettirmeli, o duyguyu bana ve izleyiciye vermeli. Heykel daima bir adım öndeydi ve hâlâ öyle.”

Taslaklar hazır da olsa yapacağı eseri malzemeden ayırmıyor Yüksel, onun sesini dinliyor… Mermerdeki bir kırık, bir leke, bir doku ya da bir damar taşı biçimlendirirken değişik anlamlar kazanarak eserin içine katılıyor…

“Malzemeye çok fazla müdahale etmek onun barındırdığı ruhu alaşağı etmek gibi. Kullandığınız malzeme kolay bir malzeme değil, o yüzyıllar boyu toprak altında kalmış bir şey. O taşı bloklar halinde alıp kullanıyorsunuz. Onun kenarını köşesini düşünmek zorundayız. O yüzden taşın söylediklerini de duymaya çalışıyorum yaptığım işlerde. Bu sadece taşta değil metalde olsa ahşap da olsa böyle. Bu malzemelerin hepsine aynı yaklaşamazsınız, hepsinin ayrı bir doğası anlattıkları var.”

Duyumsamalar’da Yüksel görmeye dayalı bir sanatı, kulak imgesi üzeriden, ya da işitmek üzerinden anlatıyor, bildiğimiz kavramlar heykelle estetize edilirken Yüksel bazen beyninde olanların hepsini izleyiciye aktarıyor…

“Duyumsamak ve anlamak… Duyular vasıtasıyla hissetmek… Heykel dediğimiz resim dediğimiz de  hissetmek değil midir? Bu yüzden konsept olarak hepsini içinde barındırdığını düşünüyorum. Görsel sanatlar görmeye dayalı. Duymanın benim hayatımdaki yeri başkaydı. Sessiz bir dünya düşünemiyorum. Evrenin kendine has bir sesi var. Betthoven’ın durumunu düşünüyorum. Yazdığı eseri duyamamak. Korkunç… Duymak formu benim için aracı. Duymak ama anlamak ve anlamlandırmak. Yani taşların yerine oturması. Eksik kalan bir şey varsa bunların belirtilmesi. Görmeye dayalı bir durumu duymaya dayalı bir durumla eşleştirmek gibi bir şey oldu.

Kavramlar kendi hayatımdan belirlediğim şeyler. Gündelik hayatımızdan kullandığımız durumlar da var. Mesela “Şeytan kulağına kurşun” deyimi bana uzun uzadıya sonu olmayan bir heykel malzemesi çıkıyor ama ben buradan farklı noktalar alıyorum.”

FERHAT ULUDERE (Taraf Gazetesi, 17 Aralık 2008, s.14)

Yorum yaz :
İsim : E-mail :
Yorumunuz :
Gönder