|
| Sanat Platformu | | Özdemir Altan`la Röportaj |
|
|
|
|
|
|
|
"Ustadan Soyağaçları"
|
|
Soyağaçları altında toplanan bu dönem, ne anlama geliyor? Nasıl bir sanatsal buluşla karşı karşıyayız? Sanatınızın sürekli yenilenmesi serüveninde farklılığın temel nedenini anlatır mısınız?
Her seferinde oldu gibi bu dönem de umulmadık bir zamanda gelen bir misafir gibiydi. Misafir diyorum çünkü, diğer dönemler de yine randevusuz gelen ziyaretçilerdi. Eh böylesine misafirperver ev sahibinin doğal olarak gelip gidenleri de olacaktır(!) Ancak bu seferki yerini sevmiş ve ikramdan da memnun kalmış olmalı ki epeyce kaldı. Ta ki ondan sonra gelenin daha iyi hüsnü kabul görmesinden huzursuz oluncaya kadar... Biliyorsunuz benim, bir bakıma sekiz, diğer bir duruma göre dokuz dönemim var. Son on beş yılda olup bitenler sürerken, ‘Herhalde bu sonuncudur,’ diyordum ama sonra bilemediğim bir dürtü ile başka bir şeyler oluşuyor şimdilerde. Açıkça ifade edeyim ki son yaptığım retrospektif sergim, görmesi gerekenin altında bir ilgi gördükten sonra, bu ülkeyi ve sanat ortamını çok iyi tanımama rağmen, bende bir bıkkınlık yarattı. Ayrıca Türkiye’nin halini görüyorsunuz; bir yurttaş olarak kahrolmaz da ne yaparsınız? Bu da üzerine eklenince, kısa da olsa bir krize dönüştü duygularım.
Şimdi gelelim Soyağaçları’na tekrar. Konu olarak aileme ait bir Soyağacı’ndan başlamalarına rağmen, asıl temel artistik nedenlerini doğal olarak ilk zamanlarda ben de bilmiyordum. Sonradan bunların olağanüstü bir hedefe erişmek için gerekli olan; alçakgönüllülüğünü takınma zorunluluğu anlamında; sadık yardımcılar olduklarını fark ettim. Öyle ya, çok kısıtlanmış ve sürekli tekrar eden, etkileyicilik ve benzeri hafifmeşrep davranışlara tenezzül etmeyen kurgu, tam bana yakışan gereçlerden meydana geliyordu. Bugün geriye dönüp baktığımda geçirmiş oldukları değişim bana da tuhaf geliyor. Zaten her seferinde değişim geçirmeseler, onlara dayanamazdım.
Soyağaçları ekspresyonist veya aksiyon resmi türünün konu ile sınırlandırılmış yani diyebilirim ki şımarmaları engellenmiş bir versiyonudur. Sanırım üslup edinildikten sonra sanatçı için asıl zorluklar başlamaktadır. Zira bıktırıcı bir tekrara mı düşeceksiniz yoksa her seferinde yeniden mi yaratacaksın? Hele biraz önce de ifade ettiğim gibi kendini resimden resime geçerken bol malzeme ile coşma lüksünden daha en başında kısıtlamışsan, geriye bir tek çare kalıyor, o da birazcık dahi olmak! Umarım, ben de öyleyimdir.
Resimlerinizdeki diğer dönemlerden söz eder misiniz?
Kolaj ve Üçboyutlular başlıklı dönemim, kökenleri bir birinden farklı olanları birleştirme üzerine bir yapım olduğunu ortaya koymuştu. Onu izleyen zamanlarda gelişen bütün dönemler hep aynı mantık üzerine kurgulandılar. Bu yüzdendir ki çeşitli dönemlerde yaptığını asamblaj ve kolajlar benim bile izleyemeyeceğim çabuklukta kendiliğinden ortaya çıktılar. Gerçekten kolaj çalışmaya başladığım an, sanki üzerime yıkılıyorlarmış gibi bir baskının altında hissediyorum kendimi. Biliyorsunuz, bünyemdeki bu özellik bana önce, “Sanat birbirinden farklı kavram, köken, yapı ve mantıkların birleşmesiyle oluşur,” tümcesini telaffuz ettirdi. Arkasından da farklı elemanların, rastlantıyla kimliklerine çok daha radikal erişebileceklerini fark etmiş oldum.
Bunları size ifade ederken, Soyağaçları’nın teker teker maddelerini olabildiğince yabancılaştırma savaşı verdiğimi tahmin edersiniz. Tabii sonuçta boş bir tuvale tanımadığım veya kim olduğunu bilmediğim bir kişiye, galerici aracılığı ile resim yaptırarak üzerini kâğıtla kapattırıyor (ki ben ora da ne olduğunu bilmeyeyim), sonra tuvalin boş bölümlerine ben bir Soyağacı yapıyorum, sonunda bir evvelki üzeri örtülü bölümün açılmasıyla çalışma sona eriyor.
Janset Eymür
Artİst actual
Aralık 2007
|
|
|
|
|
|
|
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|